Bugün: 9 Aralık 2021 Perşembe
Favorilerime Ekle | Künye | Reklam
Ana Sayfa | Yazarlar
Print Al
Liderlik Dili, Öykü Dilidir



İnsan, başkasının mantığını kabul etmek istemez.

Bir insanın görüşünü mantıkla değiştirmeye çalışmak tam tersi bir etki yapar. O görüşün söz konusu kişide daha da sağlamlaşmasına yol açar. Çünkü insan kendi fikirlerine o kadar bağlıdır ki başkasının fikrini kabul ettiği zaman kendini zayıf ve kimliksiz hisseder. (Zihniyeti değiştirmek atomu parçalamaktan zor.)

Peki, bir kişinin, bir şirketin veya bir toplumun fikrini değiştirmek için en etkili yöntem hangisidir? İnsan karşı tarafın zihnindeki direnci nasıl aşar, kendi fikrini nasıl benimsetir?



İlk bakışta biraz yadırgatıcı gelebilir ama ikna etmenin en etkili yollarının başında öykü anlatmak gelir.

Her çocuk dünyayı öykülerle kavrar. İyiyi ve kötüyü öyküler sayesinde anlar. Belirsizliğe ve kötülüklere karşı ne yapacağını öykülerden öğrenir. Dinlediği öyküler insanın belleğinde hiç sönmeyen kor bir ateştir. Biraz üflendiğinde hemen alevlenir.

Üstelik öyküler sadece insanın doğduğu coğrafyaya özgü de değildir. Robin Hood ile Köroğlu, kökeninde aynı öyküdür. Kerem ile Aslı’nın öyküsüyle Romeo ve Juliet öyküsü temelde aynıdır. Kızılderililerin öyküleriyle Yörüklerin öyküleri benzedir. Öyküler evrenseldir; insanlığın ortak bilinçaltını yansıtır. (Carl Jung Archetypes)

İnsan bir öykü dinlediğinde, çocukluğundan beri sahip olduğu bilgiyi hatırlar. Bir insana içinde bulunduğu duruma uygun bir öykü anlatmak onun zaten bildiği bir şeyi ona hatırlatmak, ona dokunmak demektir. Akılla ikna etmek ne kadar zor ve uzun bir süreçse öyküyle ikna etmek bir sihir gibi ansızın ve kendiliğindendir.

Öykü anlatmak bir kıvılcım yakmak gibidir. Dinleyen bu kıvılcımdan ateşlenir ve varılacak yere kendi enerjisi ve kendi isteğiyle ulaşır. Dolayısıyla yaptığı yolculuk kendi yolculuğu, vardığı yer isteyerek vardığı yer olur.

Bir öykü dinlediğinde, insan kendi isteğiyle anlatılan fikri kabullenir. Öykülerin sihirli etkisinin sırrı, dinleyenin gönüllü kabulünde yatar.

İnsan bir öykü dinlediğinde kendine o öykünün içinde bir rol biçer. Bu rolü gerçekleştirmek ister. Öyküler cesaret ve ilham verir. Bu nedenle öykülerin değiştirici, dönüştürücü ve iyileştirici bir etkisi vardır. Öyküler insana bu dünyada yalnız olmadığını, zorlukların sadece kendisinin başına gelmediğini anlatır.

Bir şirketin çalışanlarına; hedeflerini ve değerlerini power point sunumlarla anlatması, bir babanın çocuğuna nasihat etmesi gibidir. Nasihat ne kadar etkiliyse vizyon ve misyonu şirket duvarlarına asmak da ancak o kadar etkilidir. Bunları çalışanlara benimsetmesinin en etkili yolu, bu fikirleri öykülerle anlatmaktır.

Sakıp Sabancı çok başarlı bir öykü anlatıcısıydı. Sakıp Bey anlattığı öykülerle coşkusunu aktarır, ilham verirdi. Onu dinlediğimiz zaman anlattığı öyküde kendimizi bulur ve “Ben de yapabilirim.” hissine kapılırdık:

“Lise talebesiydim. Ağır hastalık geçirdim. Tedavi üç yıl kadar sürdü. İlaçlar ve annemin şefkatli bakımı ile çok kilo aldım. Adım “Şişko”ya çıktı. Arkadaşlarımdan üç yıl geri kaldım. Yaşım on yedi – on sekize vardı. Okula gitmek istemedim. “Ben çalışacağım.” dedim. Babam anlayış gösterdi, öylece çalışma hayatına atıldım.

Hastalık araya girip de okuldan kopunca artık kendimi kocaman bir adam görüyorum ve “Ben çalışacağım.” diyorum. Yani çalışmaya hazırım, istekliyim ve babamın göstereceği her işi başaracağıma inanıyorum. Yani ortam hazır, ben hazırım.

Demek ki, insanoğlu uygun bir ortamda önüne çıkan fırsatı değerlendirmeğe hazır oldu mu, hayatına bir yön verebiliyor. Bunda tesadüfün, şansın, kaderin rolü olduğu kadar; içinde yaşanılan ortamın, sahip olunan değer yargılarının da rolü var. Fırsattan yararlanmaya hazır olacaksınız.

İlimde de bu böyle değil mi? Laboratuvara kapanmışsınız, deney üstüne deney yapıyorsunuz. Kütüphaneye kapanmışsınız, kitap üzerene kitap deviriyorsunuz. Neyi aradığınızı biliyorsunuz. Hedefiniz belli, hazırlığınız tamam. Aradığınızı bulacaksınız. Düşündüğünüzü yazacak, yaratacaksınız. Çünkü hazırsınız.

Hayatta tesadüf, fırsat, şans ancak onlardan yararlanmaya hazır olanların işine yarayabilir. Dikkatli, hevesli, çalışkan, sabırlı ve bir gayesi olan insan, tesadüfleri değerlendirebilir, fırsatları yakalar ve şansı kaçırmaz. “

Öyküler bize hayatın neden ve nasıl değiştiğini anlatır. Her öyküde beklenmedik bir olay bütün dengeleri alt üst eder. Bizler hayattan umut ettiklerimizle gerçekler arasında sayısız çelişki yaşarız. Ama hayatı değerli kılan sadece güzellikleri değil aynı zamanda hayatın zorluklarının verdiği enerjiyle kendimizi nasıl dönüştürdüğümüzdür. Nereden gelip nereye gittiğimiz yani hangi yolculuğu yaptığımızdır. (Robert McKee Story)

Liderler de her insan gibi bir yolculuk yapar. Eğer yanlarında bu yolculuğa gönülden katılacak insanlar arıyorlarsa onlara hedeflerini ve önemli bütün fikirlerini öykülerle aktarmaları gerekir. Çünkü liderlik dili öykü dilidir.

Not: Bu yazıyı ilk kez 2009 yılında yazdım.


Temel Aksoy ile iletişim kurmak için e-mail adresi: temelaksoy@temelaksoy.com
Yazarın Diğer Yazıları
Yüzde 100 Sadakat Ne Kadar Değerli?
İnsanlar Bulabildikleri Markalara Sadakat Gösterir
Müşteri Kaybını Önlemek Mümkün Mü?
İnsanlar Markalara Neden Sadık Kalamazlar?
Sizin Markanız Hangi Değeri Teklif Ediyor?
Otoriter Değil, Alçak Gönüllü Liderlere İhtiyacımı
Liderlik, Yöneticiliğin Ayrılmaz Parçasıdır
Liderlik Nasıl Öğrenilir?
Romantik Pazarlamanın Sonu Hüsrandır
Yeni Başlayanlar İçin Bilimsel Pazarlama
İktibas Yazarlar

İnsan Kaynakları
Şirket Kültürü
Kişisel Gelişim
Liderlik
İş Yönetimi
En Çok Okunanlar
En Çok Yorumlananlar
Künye | Bize Ulaşın | Gizlilik İlkeleri
Copyright ©2012 yonetimhaber.com | | info@yonetimhaber.com
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz © 2011-2012, Tüm Hakları Saklıdır.